Kendimiz olmaktan neden korkuyoruz

İnternet yada Oktay Sinanoğlu’nun isimlemeye çalıştığı gibi örütbağı. Uçsuz bucaksız bir çöplük ve alabildiğine uzanan bir bilgi havuzu. Ama yanlış ama doğru herkes bir şeyler ekliyor, yazıyor, resimliyor, blogluyor…

Bu denizin içinde bir damla olmak ve daha da doğrusu kendi ismimiz ve cismimizle var olmak varken biz ne yapıyoruz. Takma isimler, maskeler arkasına saklanıp 10 kaplan gücünde egomuzu ve bilinç altımızda gizli kalmış benliğimizi ortaya çıkartıyoruz. Ne kadar sağlıklı veya sağlıksız olduğunu psikoloji uzmanlarına bırakıcam. Benim merak ettiğim konu kendimiz olmadan var olduğumuz bu sanal ortamın bize gerçek hayatta ne kadar yarar sağlayacağı. (Bu arada mükemmel bir tez konusu olurdu, doktora yapacaklara duyuru).

Örneğin 94 yılında tripoddan aldığım bir yerde warez sitesi yapmıştım. Tabii ki kendi ismimi kullanmamıştım. Fakat daha sonra Super Online’a bir iş başvurusu yaptım ve örnek olarak internet üzerinde yaptıklarımı görmek istediler. Warez sitesini kalkıpta referans olarak veremediğim için işi alamamıştım. O gün bu olayları bırakıp kendi adım ile bir şeyler yapmaya karar verdim.

Kendimiz olmaktan neden korkuyoruz? Bunun bir kaç cevabı var. Ama sanırım en büyük problem rezil olma korkusu. Ben şimdi yazarım birisi bir şey der, yerin dibine batarım korkusu bizi durduran en önemli etken olur genelde. Zaten Türkiye’de çok olan bir olay. Listelediğim blogları takip ediyorsanız ne demek istediğimi anlarsınız. Bu konuya girmeyeceğim zira blogumda bu tür olaylara yer vermiyorum.

Diğer yönden kıskançlık (ve arkadaşı alınganlık) çok ilkel bir duygu ve insanlığın gelişmesinde ve ilerlemesinde en büyük kösteklerden biri. Ahkam kesmek ise daha berbat bir olay. Eski bir yazıma gelen yorumlardan bıktığım için şöyle bir eklenti yapmıştım:

Yeri gelmişken bir gözlemime de burada yer vermek istiyorum bu vasıta ile. 5 senedir İngiltere ve Avustralya’da yazılım uzmanlığı yapıyorum. Bu ülkelerde tanıdığım ve sektörün ileri gelenleri ile yaptığım sohbetler sırasında birbirlerini eleştirenler elbette oluyor ancak bu eleştirilerin aktarılma tarzı ile Türkiye’de insanların eleştirilerini aktarma tarzı çok farklı. Türkiyede sadece yazılım konusunda değil, her konuda insanlar birbirini kırmak veya sırf karalamak için dandik bir sebep bulup çıkartmada, sürekli birbirine çelme takma konusunda gereğinden fazla istekli görünüyor. Sitenin içeriğine ve vermeye çalıştığı mesaja bakmaksızın buldukları küçük bir ayrıntı ile uğraşıp zaman kaybetmek ve kaybettirmek daha çok biz Türklere has bir özellik gibi görünüyor.

Diğer ülkelerde bir kişi eğer bir problemi aktarıyorsa yanında 1 veya 2 tanede çözüm önerisi sunar ve cümle sonunda seçimi yine sana bırakmayı da ihmal etmez. Bu tip insanlar yıkıcı olmak yerine yapıcı olmayı, problem çözmeyi ve konu hakkında konuşmanın edebini biliyorlar. İşte bizim öğrenmemiz ve hayatımızın her aşamasında uygulamamız gerekenin de bu davranış tarzı olduğuna inanıyorum. Aslında bu tarzın eğitim ile de ilgisi var. Yani eğitim derken illaki üniversite veya yüksek lisans demek istemiyorum. İşlerini iyi bilen, sürekli okuyan, sektörünü takip eden insanların kendi işleri konusunda ki kültürleri yaptıkları işlere ve sohbetlerine de yansır doğal olarak. Eminim birbirimize bu tarzda yaklaşırsak ülke olarak şu ankinden daha hızlı bir şekilde ileriye gidebiliriz.

Tamam bizim ülkemiz hem tarihi açıdan hem kültür açısından çok zengin bir yer. Dünyanın en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapmış bir coğrafyada yaşıyoruz. Fakat bazı tipler varki ne konuşmasını biliyor, ne aklındakini aktarmasını nede elit bir tartışma ortamında nasıl davranması gerektiğini. Problemleri sırala desen sular seller gibi konuşan, çözüm üret dediğinde ise apışıp kalan bir psikoloji bu. 3000 yıllık kültür ve tarih bunların beyinlerine ve ağızlarına adeta yansımamış.

Sonra internet gibi sanal bir ortamda isim cisim vermeden bırakılan yorumlar, MSN’de isimsiz vaktini çalanlar, kaybedilen zamanlar, emekler, sinir bozuklukları ve sorduğun soruların havada kalması. Hayır kızdığım şey adama öneri ver diyorsun o da yok. İlla problemleri sıralayıp sinir bozacak. Ya koçum biz yazarken zaten biliyorduk bu problemleri, buraya açtık ki belki birisinde bir çözümler vardır diye.

Ben diyorum ki internet üzerinde bir şeyler yapacaksanız, kendi isminizle yapın, www.gravatar.com‘da kendi resminizle bir gravatar oluşturun (kedi, böcek resmi ile değil), bıraktığınız yorumun arkasında durun, MSN’de kendi resminizi kullanın, blogunuzda kendi isminizi kullanın, gönderdiğiniz e-postalarda imza kısmına kontak bilgilerinizi yazın vesaire. Bakın bakalım yaptığınız işin kalitesi nasıl artıyor. Kendi isminle bir yerlere bir şeyler eklerken iki kere düşüneceksin, gerekli mi gereksiz mi tartacaksın. Göreceksin ki maskelerle çöplük haline gelen interneti kendi kimliğimizi kullanarak nasıl da düzeltiyoruz.

Ayrıca yarın öbürgün internet üzerinde yaptığınız işlerden dolayı sizinle iş yapmak isteyecek kişiler çıkabilir. Yada özgeçmişinize yazacak bir şeyleriniz olur. Benimle yazışan bir kaç genç arkadaş var. Genelde tavsiyem, hemen bir blog açmaları ve yazmaya başlamaları. Böylece kendilerindeki gelişmeyi tarih sırasına göre görebilirler. Ayrıca blog herkese açık olduğu için belki birileri yapıcı bir eleştiri yaparda, alacağımız feyzler ile bizimde ilerlememize katkısı olur diye. Yoksa bu internet denen meretin kullanım amacı ne olacak ki. Bize hizmet etmesi lazım değil mi? Yoksa biz mi ona hizmet edeceğiz?

Hadi arkadaşlar kendimiz olalım, yapıcı olalım, kıskançlık, ahkam olaylarını bırakalım. Çözüm sunalım, karalama yapmayalım, daha çok okuyalım, uygulayalım. Bilmiyorsak bilmiyorum demeyi öğrenelim. Çok mu şey istiyorum yaaa…

Not: Birde alıntı yapınca link versek çok şahane olacak.

Posted in Bilişim, Türkçe.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.