Akıllı İklim Tarımı

Climate Smart Agriculture (CSA) – Akıllı İklim Tarımı olarak çevirebiliriz.

Global iklim değişikliklerinin önüne geçmek için tarım endüstrisinde ortaya çıkmış bir kavramdır. Her endüstrinin atmosfere saldığı bir karbon (kirlilik) miktarı var. Ne kadar fazla karbon salınıyorsa o kadar büyük bir karbon ayak iziniz oluyor.

Karbon ayak izini küçültmek için de çeşitli uygulamalar var. Örneğin bazı ülkelerde elektrik firmaları bedava florasan ampül dağıtıyor. Önce ürettikleri karbon hesaplanıyor, sonra o karbon miktarının vereceği hasar kadar ampül dağıtıyorlar. Ampül’de milletin verdiği vergilerden geliyor. Yani adamlar sorunu kaynağından çözmek yerine seloteyp bir çözüm olarak ampül dağıtıyor; çok saçma değil mi? O florasan ampülün üretimi için harcanan suyu sorsan kimse bilemez.

İşte tarım endüstrisinde de en fazla karbon makinelerde kullanılan mazot, benzin ile gübre veya ilaçlar için kullanılan petro-kimyasal maddelerin yapımı sırasında çıkıyor.

Kovansiyonel tarım makinaları dünyayı kirletiyor

Tarım endüstrisinin karbon ayak izi fazla büyük olduğu için Akıllı İklim Tarımı altında bir takım politikalar geliştirmiş BM. Ama tabii tamamen monokültür ve konvansiyonel tarımdan bahsediyoruz.

Birleşmiş Milletlerin tanımına göre Akıllı İklim Tarımı;

“Tarımda üretkenliği sürdürülebilir biçimde arttırırken iklim değişikliklerine adaptasyonun sağlanması, mümkün olduğu kadar sera etkisi yaratan gazların azaltılması ve gıda güvenliği hedeflerine ulaşılmasının kolaylaştırılması.”

Şimdi geriye dönüp son paragrafı tekrar okuyalım.

Zırvalamışlar değil mi?

Bir de bu yetmezmiş gibi en önemli konunun gıda güvenliği olduğunu ve “üretkenlik“, “adaptasyon” ve “sera gazının azaltılması” olaylarını da gıda güvenliğinin üzerine oturduğu 3 ayaklı sac ilan etmişler.

Be hey gerizekalılar!!!

Bütün üretim Doğu Asya veya Güney/Kuzey Amerika’da yapılırken, gıdanızın nereden, nasıl geldiğini bilmezken, Avrupa gibi küçük bir karada, sırf korku ile (savaş çıkar, boku yeriz gibi) tarım politikası geliştirilmez.

Gıda Güvenliği tabii ki önemli. Gıda Egemenliği konuları da var üstelik ama ondan hiç bahsetmiyor BM. Bunlar bir ülkenin en önemli konularıdır.

Kaldı ki tarım endüstrisinin saldığı karbon gazı, enerji endüstrisinin yanında devede kulak kalır.

Ama bizim konumuz tarım. Biz bildiğimiz konuya bakalım.

Global iklim değişikliğine bir dur diyeceksek konunun temelinden, yok olan tarıma elverişli topraktan başlamak lazım.

1- Hemen devletler bir yasa çıkartıp tarıma elverişli alanların bir envanterini çıkartmalılar, bu arazilerin üzerinde ve 20 kilometre çevresinde yapılaşma, sanayileşme, madencilik gibi herhangi bir oluşuma izin verilmemeli.

 

“Bu dişi kurt Kuzey Ormanları’nın nesli tükenmekte olan son yaban kurtlarından biriydi. Istranca Ormanları’nın içindeki yolları otobana çevirir, her köşesini “doğa turizmi” adı altında insan kullanımına açarsanız ne doğa ne de yaban hayatı bırakırsınız. Yolunuz betonunuz batsın!”

Fotoğraflar Gülcan Kutlu

Bakınız 2016 sonu İstatistik Kurumu verilerine göre son 10 yılda tarım arazilerimizin %5,22’si kayboldu. Bu 2 milyon 113 bin hektar arazi demek. Dünyada bu alandan küçük 87 ülke var.

ARKADAŞLAR BU GERİYE DÖNÜŞÜ OLMAYAN BİR KAYIP. BUNUN LÜTFEN FARKINDA OLALIM

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar özetle kaybın sebeplerini şöyle listeliyor:

  • Hızlı nüfus artışı
  • Kırsaldan kente göç
  • Yerleşimlerin içinden veya yakınından geçen kara yolları
  • Yollar çevresinde kurulan sanayi
  • Madencilik faaliyetleri
  • Turizm ve kamu yatırımlarının yanlış kullanılması

Bu listede nüfus artışı dışında her madde devletin alacağı önlemlerle çözülebilir. Tabii devlet yönetmeyi biliyorsa.

2017 başında çayır ve mera arazileriyle beraber tarım alanı 38 milyon 380 bin hektar olarak belirlendi. İlk bakışta çok gelebilir. Ama bir markete gidip pirinç, mercimek, bulgur gibi ürünlerin geldiği yere bakın. Komünist Başkan o markete ürün vermiyorsa Kanada, Avustralya, Pakistan göreceksiniz.

Demek ki bu ithal ürünlerden birileri kazanç sağlıyor. Olayın içinde başka bir iş olduğu belli.

2- Devlet tarım arazilerini güvence altına aldıktan sonra kooperatifler ve kuruluşlar yardımı ile toprak mikrobiyolojisi hakkında eğitimler vermelidir. Mikrobiyoloji çobanlığı her çiftçinin bilmesi gereken bir konudur bence. Köy Enstitüleri gibi bir hareketle çiftçi bilgilendirilmelidir.

3- Toprakta ki mevcut humusun arttırılması konusunda çalışma yapılmalıdır. Kompost, vermikompost gibi konular öğretilmelidir.

4- Yerel tohumların kullanımının önü açılmalıdır. Serbestçe satılabilmelidir. Tohum patentleri başkasının elindeyken, terminatör tohumların kullanımı salık verilirken “gıda güvenliğinden” bahsedilemez. Gıda köleliği olabilir ancak o.

Yerel iklime adapte olmuş ve halen daha da adapte olmaya devam eden yerel tohumlar nesiller boyu ekilmeli ve saklanmalıdır.

5- Peçenkoru, silvikültür, tarım ormancılığı gibi entegre yöntemler yöreye uygun hayvan türleri ile yapılmalıdır. Bir toprak parçasından aynı anda hem kereste, hem meyve, hem sebze ve hem de et çıkartma yöntemleri çiftçiye öğretilmelidir.

Topraktan ürün alırken toprağın nasıl geliştirileceği de öğretilmelidir.

6- Sürdürülebilir bir tarım ancak yabani hayatın kıyılarında yapılabilir. Bu yüzden ormanların ve içinde yaşayan faunanın önemi çiftçiye öğretilmelidir.

7- Su kaynaklarının, derelerin, göllerin, barajların, yer altı sularının nasıl korunacağı, besleneceği ve tarımın bu sulara etkisinin nasıl azaltılacağı da öğretilmeli.

Posted in Permakültür, Türkçe.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.