Permakültürün 12 Prensibi

Aşağıda Bill Mollison ve David Holmgren’in ürettiği prensipleri bir bütün olarak ele aldım ve listeledim. Permakültürü kuran bu iki isimin prensipleri genelde kurslarda ayrı ayrı öğretilir ama bunları bütüncül olarak öğrenmek ve uygulamak çok daha verimli olacaktır. Başlık olarak genelde Holmgren reisin ilkelerini kullandım ama konu içinde Mollison reisin aynı başlığı irdeleyen ilkelerine de yer verdim.

Yazımı devam eden Permakültür kitabımda bu ilkeleri çok farklı ele aldım ve anlattım. Daha önce Avustralya Permaculture Research Institute blogunda bu konuda çıkan bir makalem de vardı.

1- Gözlemle ve uygula

Dereyi görmeden paçaları sıvama

İyi bir permakültür tasarımı doğa ve insan arasındaki etkileşimlerden ve mevcut örüntülerden çıkar. Gözlem kabiliyetiniz ne kadar iyiyse çevrenizi de o kadar iyi öğrenmiş olursunuz ve akabinde yapacağınız tasarım da yöreye o kadar uygun olur. Yöreye uygun bir tasarım sistemin devamlılığını, toprağın kullanımını ve buna bağlı olarak canlıların yaşamını doğayı etkilemeyecek biçimde oluşmasını sağlar.

Dereyi gözlemlemeden paçaları sıvarsanız oluşturduğunuz sistem varsayımlar üzerine kurulmuş olur. Permakültür bize bir yol öğretiyor. Bu yolu öğretirken örnekler veriyor fakat çoğu insan örneklere takılıp kalıyor. Örneğin Mark Shepard’ın Restoration Agriculture kitabında kestane ağacının altına üzüm dikin diyor. Tropiklerde bunu uygulamaya kalkarsanız kestaneyi makademia ile üzümü de ejder meyvesi ile değiştirmeniz gerekir. Bu yüzden sistemin sistem olarak algılanması ve örneklerin üzerinde fazla durulmaması gerekir. Kitapları okurken bile, yazarın bulunduğu bölge hakkında araştırma yapın. İklimi, yağmur düşme oranı, yeryüzü şekilleri açısından yazarın ne tür uygulamalar yaptığını özümseyin. Bir diğer örnek kil tohum topları. Fukuoka bu topları attıktan sonra malç ile örtüyor. Ama bizdeki uygulamalara bakıyorsun, killi toprağın üzerine direk tohum topunu atmış geçmiş. Malç zaten pek bilinmiyor. Bir de arazisini permakültürcülere verip de ilk sene sonunda bunlar bir şey yapamadı deyip elinden alan kişiler var.

Bir sistemi yöreye, araziye, mikro-koşullara, finansa, elde olan malzemeye, zamana, mevcut insan gücüne; kısacası sizin ve sadece sizin gereksinimlerinize uyarlanması çok önemlidir. Ayrıca sistem üzerinde, uyarlama değişiklikleri yapılacaksa bunların da değerlendirilmesi, planlanması, girdi çıktı analizi yapılması gerekir. Tabii bu uyarlama için gerekli olan “yerel bilgi” önce kazanılmalı, prototipler yapılıp sistemin nasıl uyarlanacağı düşünülmeli, ufaktan başlayıp büyüterek ölçeklendirme yapılmalıdır.

Yerel bilginin kazanılması için bölgede yaşayıp en azından bir sene geçirmek, 4 mevsimi de yerinde görmek, arazide ki eğimleri, suların aktığı yerleri, hayvanların geçiş yollarını, yerel flora ve faunayı öğrenmek gerekli. Veri olarak son 20 yılın sıcaklık, yağmur, buharlaşma, rüzgar gibi verilerini elde etmek gerekir. Arazide termometreler ve yağmur ölçüm kapları yerleştirip 1 yıl boyunca ölçüm yapılmalıdır. Elimizde gerçekçi veri olmadan nasıl bir plan yapacağız ki?

Gözlem yapmak bir veri toplama işidir. Doğa sizin laboratuarınızdır. Siz gözlem yapıp veri toplarken, ne gibi etkenlerin de devinimsel olarak sistemden gelip geçtiğinin farkına varacaksınız. Tabii ki veri toplarken kayıt tutmanın önemini söylememe gerek yok.

Gözlem size doğanın işleyişini anlamanızı sağlar. Sizin amacınız ya bu doğal sistemi taklit etmek ya da desteklemektir. Yaptığınız her değişiklik sistemin işleyişini değiştireceğinden yavaş yapılması gerekir.

Ölçebileceğiniz şeylerin listesini yapın:

Örneğin Uzunluk, asidite, sıcaklık, nem, nitrit, nitrat, zaman, miktar, hacim, ağırlık vs.

Ağacın, yağmur hendeklerinin, nehir kıyı sahasının uzunluğu
Yaptığınız salçanın, suyun, gübrenin, toprağın asiditesi
Hava, su, toprak sıcaklığı
Salamın, toprağın, havanın nem oranı
Irımtüzenin nitrit ve nitrat değerleri
Bir ağacın, buğdayın, fasulyenin büyüme zamanı
Samanlığın, arı kovanının, su havuzlarının hacmi
Tomrukların, tarladan çıkan buğdayın, domatesin ağırlığı

Siz ne kadar bilimsel veri toplarsanız, sisteminizde yapacağınız iyileştirmeleri tam olarak planlamak ve sonuçlarını karşılaştırmak kolay olur.

Gözlemleriniz sonucunda farkına vardığınız doğa olayları ile sizin kuracağınız sistem arasında bir etkileşim veya alışveriş olacaktır. Konunun püf noktası doğa olaylarını bozmadan yada en az bozarak etkileşime girebilmektir. Daha sonra ilerleyen yıllarda ise doğayı destekleyici veya pozitif yönde düzeltiyor olmanız gerekiyor. Uygulama aşamasında da gözlemlerimizi sürdürmeli ve ölçümlerimizi yapmaya devam etmeliyiz.

Diyelim ki sistemin yangın gelebilecek tarafına bir koruma yapacaksınız. Buraya öyle bitkiler ekinki yangına dayanıklı olsun. Eğer salyangozları takip ederseniz hangi bitki içinde en çok hayatlarını geçiriyorlarsa o bitki yangına dayanıklıdır. Mesela Phormium tenax bu bitkilerden bir tanesidir.

2-Enerjiyi depola, döndür ve verimli kullan

Ak akçe kara gün içindir

Sisteminizin sınırlarından pek çok enerji türü girip çıkar. Güneş ve rüzgar hemen göze çarpan enerji kaynaklarıdır. Yeraltı ve üstü sular, araziden geçen yabani hayvanlar, kanalizasyonla giden atıklar, pazara götürdüğünüz meyve sebze, traktörle başka bir yerden getirdiğiniz gübre gibi daha pek çok enerji kaynağı sisteminize girip çıkar. Bu enerji kaynaklarının nasıl depolandığı, kullanıldığı ve salıverildiği sisteminizin ana temasını oluşturan unsurlardır. Sisteme giren enerji maksimum biçimde kullanılmalı, farklı işlerde işe yaramalıdır.

Enerjinin depolanması ve depoda uzun süre tutulması ayrı iki kavramdır. Güneş enerjisini akülere depolarsın ama ne kadar orada duracak ve gücünde düşme olacak mı?

Suyu depolarsın ama deponda sızıntı var mı yada suda kontaminasyon oluyor mu bilmen lazım.

Samanları balyalar halinde samanlığa istiflersin ama samanlığa su sızıyorsa küflenme başlar.

Kimi zaman enerjinin biçimi de değişir depolarken. Örneğin en iyi güneş enerjisi depolama yöntemi ağaç yetiştirmektir. Güneş enerjisi tomruk haline gelir. Ve pek çok işte kullanılır.

Havadaki karbondioksit en iyi humus olarak depolanır.

Bazen de sizin kontrolünüz dışında enerjinin şekli bir kaç değişime uğrar. Siz tüm bu değişim durumlarını kullanacak yöntemler geliştirmezseniz; enerji sistemden çıkar. Örneğin Bıldırcınların ısısını yukarıdaki Kenya kovana vererek tekrar kullanmak mümkün. Böylece yem olarak enerji, bıldırcınlar tarafından gübre ve ısıya dönüştürülür. Gübreyi dışarı alarak kullanıyorsunuz ve aynı zamanda da üst kattaki Kenya kovanı da ısınıyor. Siz tasarımınızı buna göre yaparsanız, size ekstra bal, yumurta olarak geri dönecektir.

Ak akçe kara gün içindir atasözümüz zamanında yapılan önlemlerin veya tasarımın içine gömülmüş basit çözümlerin zamanı geldiğinde, zora düşüldüğünde işe yarayacağını öğütleyen bir atasözümüzdür.

Bir iş üzerine kendinizi odaklamadan evvel, o iş üzerinde biraz daha düşünün. Harcayacağınız kaynakları amorti ediyor mu. Maliyeti getirilerinden az mı. Astarı yüzünden pahallı mı?

Enerjinin verimli kullanılabilmesi, o enerjinin farklı statülerini bilmekten geçer. Örneğin yağmur sisteme giren ücretsiz bir enerjidir. Yağmurun kullanılabileceği yerlere bakalım ve bunu yaparken de alacağı farklı statüleri düşünelim.

1- Bahçe sulanır.

2- İçme suyu olarak kullanılır.

3- Güneş ışınlarını yansıtması için kullanılır.

4- Balıkların yaşamasını sağlar.

5- Isı ile birleşirse buhar olur ve buhar başka işlerde kullanılır.

6- Depolanırsa ağırlık olarak kullanılır.

7- Su bitkilerinin yetişmesini sağlar.

8- Ortam nemini yükseltir

9- Soğutma amaçlı kullanılır

10- Dondurulursa peynirleri pazara taşımak için kullanılır.

11- Aktığı yerlerde mekanik bir kuvvet oluşturur ve örneğin tomrukları taşımak için kullanılır.

12- Mekanik kuvvet değirmeni döndürür ve buğdayımızı öğütür.

13- Mekanik kuvvet elektrik üretecek bir düzeneğe girdi olabilir.

14- Toprağın asiditesini düzenler

15- Balıkların yumurtlamasına yardım eder.

16- Ağaçları sular

17- Yağmur hendeklerine dolarak su altı kaynaklarını besler

18- Aklınıza başka bir şey geliyor mu?

Siz eğer tüm bu farklı enerji statülerini kullanacak tasarımı yapmazsanız, yağmur geldiği gibi sistemden çıkar ve hatta erozyon ile toprağınızı alıp götürür veya sistemlere zarar vererek kayıplara neden olabilir.

Güneş enerjisini nasıl depolarız?

Ağaç olarak
Aküde elektrik olarak
Isı olarak sıcak su deposunda
Sebze meyve olarak

Enerjiyi depoladıktan sonra kullanımı sırasında bu enerji statü değiştirir. Örneğin sıcak su borularında ısının bir kısmı kaybolur. Ağacın köklerini kullanamayız. Akülerde bekleyen elektrik durduğu yerde kaybolur. Sebze meyveleri böcekler yer vesaire.

Bu kayıpların tasarım sırasında düşünüp planlayarak başka sistem elementleri tarafından kullanılmasını sağlarsak tam bir verim almış oluruz. Bilmeniz gerekir ki depolanan enerjinin %100 geri kullanılması hiç bir zaman olmaz. Kayıpları aza indirmekse elimizde.

3- Ardıllık ve evrimi hızlandırırken getiri sağla

Aç ayı oynamaz

Kazanç her zaman para demek değildir. Sisteminizde oluşturduğunuz her öğenin de kendi girdi çıktıları vardır. Klasik muhasebe defteri gibi düşünürseniz, mini sistemlerin girdileri çıktılarından az olmalıdır. Permakültürde çözüm olarak her sistemin çıktısı iki veya daha fazla işe yaramalıdır.

Siz sistemin uçlarını birbirine bağlamaya çalışırken aslında sistemlerin çıktılarını (getirisini) başka bir sistem için kaynak/girdi olarak kullanıyorsunuz. Getirinin pek çok biçimi olabilir. Bahçeden hasat ettiğiniz domates, keçilerin yediği elmalar, sağdığınız süt, harcamadığınız her para ve satışlardan kazandığınız veya takas yapıp aldığınız her şey bir getiridir.

Semere kelimesi de kullanılıyor permakültür çevrelerinde ama ben getiriyi tercih ediyorum. “Getiri” tam olarak sistemin size sağladığı yararlardır. Ve sistemi ne kadar az kurcalıyorsanız o kadar iyi. Hatta sizin desteğiniz olmadan getiri sağlıyorsa en iyisi. Tabii burada açgözlülüğe kaçmamak gerekiyor. Kovandan balın hepsini sağarsanız ne yiyecek bu arılar kışın? İneğin tüm sütünü sağarsanız ne içecek danalar?

Öte yandan vermeden almak da olmaz. Siz etrafınızda ki insanlarla ilişkilerinizi iyi tutarsanız onlarda imece de size erişte kesmeye gelirler. Siz kakanızı kompost yapıp gübre olarak meyve ağaçlarına verirseniz, onlarda size meyve verir. Yağmur hendeklerini yi tasarlarsanız su probleminiz olmaz.

“Aç ayı oynamaz” atasözümüz sağlayacağımız getiriyi önemli kılıyor. Tabii ki açken, moralimiz bozukken, etrafımızda arkadaş yokken yani bu getiriler olmadan yaşantımızı sürdürmemiz zor. Bu yüzden hem kısa vadeli getirileri hemde uzun vadeli getirileri sistemimize entegre ederek uzun seneler bozulmayacak biçimde yaşantımızı sürdürürüz.

Bir fonksiyon görevini tamamlayıp sonlandığında bir miras bırakır, ardından gelenler bu mirası kaynak olarak kullanarak fonksiyonlarına başlarlar. Ve döngü bu şekilde devam eder. Yani ardışık devam eden sistemlerde enerji hemen hemen hiç kaybolmaz ama statü değiştirir.

Örneğin, insan eli ile kurulan gıda ormanı, normal bir ormanı taklit eder. Gıda ormanının kurulumu sırasında önce öncü bitkiler toprağın nitrojen seviyesini yükseltir. Veya daha hızlı olması için tavuklar bu bölgeye kapatılır. Sonuçta toprak da nitrojen çoğalır. Daha sonra güneşin açısına göre, büyük ağaçlar, orta ve küçük ağaç ve çalılar ekilir. Tabanda yetişecek belli bitkiler ve toprağın altında yetişecek yumrulu bitkilerde ekilir. Tüm bu çalışma aşamalar şeklinde ardışık olarak gerçekleştirilir. Toprakda ki nitrojen öncü bitkilerin mirasıdır.

Her işi biten bitki toprağa bıraktığı besinlerle arkasından gelecek ağaca gübre olarak miras bırakır. Doğa ananın acelesi olmadığı için bu besin mirası işi uzun sürer ama insan eliyle bir miktar hızlandırılabilir. Seçilen meyve ağaçlarına göre ya siz yaşarken yada sizden sonraki nesil bu gıda ormanının ürünlerini yer.

Besin mirası olayının hızlandırılması bizim elimizde. Bunun devinimsel olarak uzun yıllar devam etmesi kurduğumuz sistemin tasarım detaylarında yatıyor.

4- Tavsiyeleri dinle ve kendini dizginle

Ayağını yorganına göre uzat

Tavsiye her zaman insanlardan gelmiyor olabilir. Rüzgardan, yangından, keçinizden, ineğinizden de gelebilir. Tavsiyenin çeşitli formları vardır. Yağmur çok yağıyorsa, ek bir depo daha eklemek tavsiyesi veriyordur. Doğanın verdiği tavsiyeleri göz önünde bulundurarak kendi kendine yetebilen sistemler kurulabilir. Amacımız büyümek değil, kendi kendine yetecek büyüklükte bir sistem kurmaktır. Gereksiz yere büyümek işleri zorlaştırabilir. Bu yüzden kendinize de hakim olun. Her şeyi yapmak istiyor olabilirsiniz ama doğa buna izin vermeyebilir.

Bir ağaç büyümedi mi, bazı sebzeler sizin arazinizde olmadı mı? Tam olarak kitabına göre uygulama yapmanıza rağmen çalışmayan sistemler, aksayan kısımlar varsa bunları ya değiştirin ya da düzeltin. Sistemleri büyütürken de yapacağınız değişiklikler olacaktır. Ya da zaman içerisinde kendi eklemeleriniz veya problemleri çözmek için değişiklikleriniz olacaktır. Sürekli İyileştirme kavramı tüm bu yapılanları ele alır. “İyileştirme” sistemin daha iyiye gitmesi için yapılan değişikliklerdir. Bu yüzden not tutmak, ölçüm yapmak, ve ölçümler sırasında ki mevsim, sıcaklık, nem gibi etkenleri de not etmek çok önemlidir. Yani toplamda kaliteyi yükseltmek için ne gerekiyorsa yapıyoruz.

Permakültürü yaladık yuttuk diye çevrenin yaşlılarının, bu işi yapanların fikirlerini, deneyimlerini es geçecek değiliz. Saygı duyarak dinlemek gerekir. Tabii ki şüpheci ve araştırmacı yaklaşımımız bizi pek çok zırvalık ve şarlatanlıktan koruyacaktır. Sizin hata yapmanıza sevinecek kişilerin olmadığını düşünmek de hata olur. Bu yüzden seyrettiğiniz her video, aldığınız her tavsiye, kooperatif, birlik ve derneklerin dayatmalarını iki kere düşünün. Bunlar kime hizmet ediyor, verilen ilaçlar, öğretilen yöntemler kime yarar sağlıyor düşünmek gerek.bir adım geri atıp tüm resmi göremye çalışın. Bazen bilge olacaksınız bazen burnu büyük kibirli diyecekler size. Ama yolunuzdan dönmeyin.

Tavsiyeler doğadan da gelebilir. En iyi tavsiyeler de kanımca bunlar olacaktır. Arı nasıl yaşar, nasıl yuva yapar, petekleri nasıl kullanır. Biz kovanın kapağını açınca ne olur. Bütüncül olarak bunları gözlemleyip tavsiyeleri dinlememiz gerekir. Yoksa tek işimiz bal hırsızlığı. Arının verdiği sinyalleri göremezsen, tavsiyeleri duyamazsan olmaz bu iş.

Kendini dizginleme kısmı, her duyduğunuzu veya gördüğünüzü hemen taklit etmekten vaz geçin diyor; doğru olsa bile. Bir bahçede biyo çeşitlilik yaratacağım derken haddinden fazla zerzevat ile doldurursanız, sistem bunu kaldırmaz. Sırf yöntemi uygulamış olmak için aynı çukura iki ağaç fidesi dekerseniz o da olmaz. Doğal Döngü Tarımı yapacağım diye kurumuş akarsunun önünü iki kaya ile keserseniz, ilk selde yarardan fazla zarar verebilirsiniz. Planlama, gözlem, kapasite tahmini, ihtiyaç analizi gibi bir takım işleri önceden yapmamız gerekiyor.

Ek olarak zaman geçtikçe yaşlandığınızı artık kabul edin. Latin isminiz Turritopsis dohrnii değilse sonsuza kadar yaşamanız imkansız. Yaşlanıp güçten düştüğünüzde sisteminizin de oturmuş olması ve çok yıllık sebzelerinizin, gıda ormanınızın, göletlerinizin gelişmiş olması gerek ki siz fazla bir şey yapmadan yiyecek üretilebilsin.

“Ayağını yorganına göre uzat” atasözümüz bu prensibe tam uyuyor. Yorganı da çok büyük tutmamak gerekir. Şöyle ki diyelim bir arazi bakıyorsunuz, irili ufaklı seçenekler var. Sizin yetişebileceğiniz alan ne kadardır? Yaş ilerledikçe, güçten düştükçe bakabileceğiniz arazi metrekaresi de düşer.

5- Sürdürülebilir kaynak ve hizmetleri destekle ve kullan

Ağılda oğlak doğsa, ovada otu biter (mi?)

Sürdürülebilir bir keçi sürüsü ile sürdürülemez keçi sürüsünün arasında 2 keçi fark vardır. Sırf daha fazla süt sağayım deyip 10 keçi daha sürüye eklediğinizde sürünün de dinamikleri değişir. Bu ek 10 keçinin veteriner, yem, su, barınma, sağma işlerini günlük işlerinizin üstüne ekleyecek olursanız olayın boyutları da ortaya çıkar. Eğer ek araziniz varsa, otlağınız yeterliyse, sisteminiz kaldırabilecekse büyütün.

Kullandığınız kaynaklar yenilebilir veya kullandıkça üstüne ekleyen türden kaynaklar olmalıdır. Örneğin bir ağaç meyve verir. Yaşamı boyunca meyve vermeye devam eder. Keçileri genelde otlatırlar ama kimse meyve vermez. Eğer otlağın etrafında meyve ağaçları olsa, bunların meyve olgunlaşma zamanları birbirini takip etse, uzun süreler keçilere yiyecek sunardı. Bu arada otlak derin bir nefes alıp tekrardan ot büyütmek için kendini toparlardı. Bu planı başta yapmazsanız, veya bir ağaç 5 yılda tohumdan meyve verecek hale geliyor diye hiç başlamazsanız sisteminizin devamlılığı da tehlikeye girer.

Her sistem öğesi bir kaç işe yaramalı ve ikiden fazla sistem tarafından da desteklenmelidir. Tasarım aşmasında ikiden fazla getirisini bulamadığınız öğeleri sisteminize eklemeyin yada bir sezon test ettikten sonra kaldırıp kaldırmama konusunda kararınızı verin.

Sürdürülebilirlik bir sistemin dışarıdan en az girdiyi alarak hayatına devam etmesi ve bir çıktı üreterek doğaya, canlılara hayat sunması ve bunu yaparken de geri dönüştürülemez atık üretmemesi demektir. Çalışması için girdisi ne kadar azsa o kadar iyi.

Kaynaklar tasarımın uygulanacağı yerde mevcut olan veya bir miktar destekle ortaya çıkabilecek kaynaklardır. Bu kaynakların verimli kullanımı kurduğunuz sistemlerin kaynak kullanımına ve sistemlerin birbirleri ile olan ilişkilerine bağlıdır.

Her sistem, dört yada beş minik sistem tarafından desteklenmelidir. Böylece bütüncül sistemin uzun yıllar ayakta kalması sağlanır. Örneğin “internet” coğrafik olarak yayılmış bilgisayarların belli bir protokole göre çalışan bir ağa bağlanmaları ve ağın bir parçası olması ile çalışır. Bir bilgisayarın kapanması sistemi etkilemez çünkü diğer bilgisayarlar da aynı işi yapıyordur. Ağ çalışmaya devam eder, ta ki en son bilgisayar kapatılıncaya kadar.

Sizde tasarım sırasında unsurların birbirini desteklemesini prensip olarak gözetirseniz ve birbirine pek çok noktadan bağlı öğeleri bir araya getirirseniz, o sistemin hayatı daha uzun olur, mevsimsel dalgalanmalardan etkilenmez, doğal felaketlerden etkilenmez veya etkilense bile çabuk normale döner. Öğelerden biri bozulsa bile yaşamına devam eder.

Yazılım mühendisleri için konuyu şöyle açıklayabiliriz. Bir nesnenin yaptığı işleri parçalara ayırarak normalleştirdiğinizde elinizde birbirine sıkı bağlı (tightly coupled) pek çok nesne meydana gelir. Daha da ileri gidip ürettiğiniz nesneleri başka işlerde de kullandığınızda verimli bir kod yazmış olursunuz. Tekrar eden işleri bir nesne haline getirip her yerde kullanmak satır sayısını azaltacak ve mimariyi güçlü kılacaktır.

Diyelim ki problemimiz kendimize ve hayvanlarımıza yiyecek üretmek. Yiyecek nerede üretilir? Tarlada, balkonda, gölde, ırımtüzende, hidroponikte, terasda, serada, saksıda, ağaçta vesaire. Bunların hepsini yapmanız beklenemez ama ne kadar çok olursa yiyecek sorununuz da o kadar çözülür, değil mi? Diyelim ki hepsini yaptınız ve sistem yiyecek üretiyor. Ve bahar yağmurlarında tarlayı sel bastı, ürün telef oldu. Halen daha diğer sistemler yiyecek ürettiği için sisteminizin tehlikeye girmesi zordur. Bu da sisteminizin esnekliği yüksek demektir.

6- Biyolojik kaynakları kullan, atık oluşturma

Komşunun çöpü sana hazinedir

Sürdürülebilir bir hayatın bile çok çeşitli çöp ürettiği aşikar. Ürettiğim çöpün tamamı ben yaşarken kompost olamıyorsa, hayatta ki seçimlerimi gözden geçirmem gerekir diye düşünüyorum. Çevreye verdiğim zarar tam olarak da ürettiğim kompost olamayan çöp kadardır. Ayrıca çöplerin yeniden kullanım yollarına da bakmak gerekir. Günümüzde kompost olamayan çöp yaratmamız kaçınılmaz. Bunun içinde çöpe ağaç bazında değer biçip onun iki katı ağacı çekirdekten üretip dikmeye çalışıyorum.

Sırf tekrar kullanabilirim diye topladığınız malzemeye de dikkat edin. Vakit geçmeden bunları koyacak yeriniz kalmayabilir. Malzeme çoğaldıysa, şöyle bir düşünüp “ne tür bir proje yaparsam buradaki malzemeyi en iyi şekilde kullanırım” diye düşünmeniz gerekebilir.

Mesela plastik ürünlerden vazgeçmeyi düşündünüz mü? Bir ay boyunca plastik çöp olabilecek bir şey almayın. Bakalım hayatınızda ne gibi değişiklikler olacak.

Tabii kurduğunuz sistemlere de bağlı olarak atıkları değerlendirebilirsiniz. Her sistemin atığı başka bir sistem tarafından kullanılmalı. Eğer uçları iyi bağlarsanız, sisteminizin sürdürülebilirliği de uzamış olur.

Doğada her şeyin çaresi var. Önemli olan sizin ne kadar araştırma geliştirmeye yatkın birisi olduğunuza bakıyor. Böcek ilaçlarını bırakıp kuşlara yatırım yapın. Mantar ilaçlarını bırakıp toprağın mineral kompozisyonu geliştirmeye bakın. Çözümler bazen o kadar basit oluyor ki birisi gözümüze sokmadan farkına varamıyoruz.

Taşıma suyla değirmen dönmez demiş atalarımız. Eğer derenin yatağı değiştiyse sizin bunu önceden biliyor olmanız gerekir. Taşıma suyla dönmez ama rüzgar ile dönebilir. Bu geçişi yapmanıza izin verecek düzenek de tasarım sırasında sistemin içine entegre edilmelidir ki şartlar değiştiğinde zorlanmadan işine devam etsin.

Endüstriyel kaynaklar hiç bir zaman sürüdürülebilir olmamıştır. Çünkü bir kar amacı güderek üretilmiş ve biçilen ömrü sonunda bozulacak biçimde tasarlanmıştır, yeniden satın alınsın diye.

Biyolojik kaynaklar ise tekrar tekrar kullanılabilecek, en sonunda humus olarak tamamen karbon modunda hala iş gören kaynaklardır. Biyolojik kaynaklar endüstriyel kaynaklar gibi atık üretmez. Tek problem biyolojik kaynaklara “duygu” yükleniyor olması ve kaybettiğimizde de üzülmek ama bu olgu bile hayatın bir parçası. “Kaynak” belki de bir sanat eseri olarak hayatına devam edecek ve her baktığımızda mutlu anlarımızı hatırlatacak bize.

Atık oluşturmamak da çok önemli. Örneğin komşunuzun kullanmadığı bir şey sizin işinize yarayabilir. Ben şimdiye kadar hiç para harcamadan yaptığım Kenya arı kovanları, bıldırcın kutuları, kompost için çimen kırpıkları gibi şeylerin malzemelerini çöplerden topladım.

Öte yandan sırf işinize yarayacak diye toplayıcı olmayın. Sonuçta bu toplanan şeylerin de depolanması gerekiyor ve yer kalmadığında sorun çıkartabilir.

7- Tasarımı örüntüden detaylara doğru yap

Şeytan detaylarda gizlidir

Doğanın belli bir akışı var. İçerisinde pek çok örüntü barındırıyor. Bunlar aslında basit işleyiş şemaları. Temelinde çoğu şema aynıdır.

Örüntü doğada ki işleyiş biçimleridir. Bir yaprağın damarları, bir ağacın dalları, böğürtlenin yayılma düzeni, suların akış yönü, hayvanların davranışları, yeryüzü şekilleri bu örüntülerden bir kaçıdır. Sizin işiniz bu örüntüyü taklit ederek kendi kuracağınız sistemde kullanmak. Veya mevcut örüntüyü destekleyerek kendinize bir getiri üretmek.

Avustralya’da bir permakültür çiftliğinde kangurular ve ağaç fideleri beraber yaşıyordu. Normalde kanguruların bunları ezip yok etmesi gerekirken, tüm fideler gayet güzel yaşamlarına devam ediyordu. Nasıl olduğunu sorduğumuzda çiftlik sahibinin kanguruların zıpladıkları yerleri gözlem yaparak belirlemiş olduğunu ve zıplamadıkları yerlere de ağaç fidelerini ektiğini öğrendik. O zamana kadar kanguruların gelişi güzel her yerde zıpladıklarını zanneden ben şok oldum tabii, kangurunun bile belli bir yeri, yolu var. Çiftçi gözlem yapıp bu davranışı ortaya çıkartmasaydı ve bu detayların farkına varmasaydı, o fideler ezilip kırılacaktı. Sonra çit yapmak için bir sürü para harcanacak ve belki ikinci bir çit yapılacaktı. Fideler de yeniden alınıp para harcanacaktı. Bir de üstüne moralimiz bozulacak ve sinirlenecektik. Ama bu detayın farkına önceden varmak ve tasarımın içine katmak bir sürü paranın harcanmasını önledi ve akıl sağlığımızı da korudu.

Tabii birinci prensibimiz olan gözlem ve uygulama hünerleriniz burada çok işinize yarayacak. Çünkü örüntü basit gibi görünse de çok kritik detayları olabilir ve bu detayların tam olarak uygulanması sistemin çalışması için elzem olabilir.

Şeytanın detaylarda gizli olmasının sebebi, bu detayların tam olarak hayata geçirilememesi ve aksaklıkların bu yüzden ortaya çıkmasından dolayıdır. Aksaklıklar çıkınca şeytana değil tembelliğinize kızın çünkü o detayları uygulamayarak kazanç sağladığınızı düşündünüz ama aslında götürüsü çok daha fazla oldu.

8- Bölmek yerine birleştirmeye çalış

Bir elin nesi var, iki elin sesi var

Birbirinden bağımsız küçük sistemler yerine birbirini besleyen bağlantılı sistemler oluştur. İki sistem arasında ne kadar çok bağlantı varsa sürdürülebilirlik o kadar sağlam olur.

Bölmek bazen gerekli de olabilir. Örneğin otlağınızı hücrelere bölüp hayvanları otlatabilirsiniz. Birleştirme eğer her iki öğe de fayda görecekse ve getiri katlanarak artacaksa yapılmalı. Ayrıca “birleştirmek” için harcanacak kaynaklar da özellikle insan gücü göz önünde bulundurulmalı.

Tabii zaten iyi çalışan ve bir bütün olarak hizmet veren sistemleri de bölmeyin.

Birleştirme olayına bir de sosyal açıdan bakalım. Diyelim ki PDC kursunu aldınız ve artık güç sizde. Tek başına neler yapabileceğinizin listesini çıkartın. Sonra ailenizle beraber neler yapabilirsiniz, mahallenizle, köyünüzle, şehrinizle, ülkenizle, sizin gibi düşünen insanlarla. Çember gittikçe genişlerken, yapılabilecek işler de katman katman artar. Tabii çok büyümenin kendine göre problemleri de vardır. Herkesi memnun etmek zor olsa da ortak paydaların bulunması zor değildir.

Her önemli fonksiyon pek çok öğe tarafından desteklenir. Yukarıda da belirttiğim gibi sistemlerin çıktıları en az iki işe yaramalı yani iki sistem tarafından girdi olarak kullanılmalıdır. Tasarımınızın önemli parçalarının pek çok küçük sistem tarafından desteklenmesi, sistemin de ömrünü çoğaltır.

9- Küçük, yoğun ve yavaş çözümleri kullan

Büyük başın derdi büyük olur

Ufak ölçekli, düşük teknolojili, mümkünse dışarıdan girdi almadan kendi kendine yetebilen sistemleri tercih edin. Yavaştan kasıt dışarıdan almakdansa kendinizin yapmasıdır. Örneğin evde ekmek yapmak. Mis gibi ekşi mayalı, odun fırınında pişmiş bir ekmek. Çağımızın endüstrileşmiş pazarlarında satılan hızlı mayalanmış, hızlı satıma sunulmuş, iki günde bozulan ekmeği yerine sizin yaptığınız, kolay bozulmayan ve besleyici ekmek çok daha yararlı olacaktır.

Bir sistem ne kadar büyürse, ek olarak kontrol edilmesi gereken noktaları ne kadar fazlaysa, hata yapması da o oranda çoğalır.Basit bir ırımtüzen sistemi bir balık tankı ve iki sebze yatağından oluşur. Zamanla filtreler, ek tesisat, tahliye tankı, ikinci su pompası derken sistem büyür. Sistemin büyümesi ancak her şey kontrol altındaysa, kaliteli malzeme kullanıldıysa ve kitabına göre yapıldıysa sağlıklı olabilir. Baştan sağma, kalitesiz borularla, aceleye getirilmiş bir kurulum ileride çok büyük problemler oluşturabilir.

Bu prensibi açıklamak için kullandığım atasözü “büyük başın derdi büyük olur” zaten olayı oldukça iyi anlatıyor.

Yoğunluğu sağlamak için sisteminizde mevsimsel boş duran elementler olmamalı. Örneğin elma kırma aletini sadece elma zamanında kullanıyorsanız olmaz. Ufak bir değişiklikle, domates püresi, üzüm kırmak gibi işlerde de kullanmanız gerek.

Diyelim ki sıralar halinde soğan yetiştiriyorsunuz. Aradaki boşluklarda marul, sarımsak gibi bir sebze yetiştirebilirsiniz. O boşluk boşuna durmamalı.

Yoğun olarak kullanılan sistemler tabii ki çabuk yıpranır. Ama desteği varsa, yenilenerek devam ediyorsa uzun yıllar hizmet vermeye devam eder.

Tabii ki sistemin büyümesi de çeşitli sorunları beraberinde getirecektir. Bu yüzden küçük kalmak en iyisi. Ama herkesin “küçük” anlayışı da farklı. Şöyle diyelim, sisteminizden memnun olduğunuzda, kendinizi iyi hissettiğiniz de durun ve artık büyümeyin.

Eğer büyüdüyseniz ve problemler sizi aşıyorsa ve mutsuzsanız, küçülün. Keçilerin 10 tanesini satın. Arıları azaltın vesaire.

10- Çeşitliliği destekle ve uygula

Hayat renklerle güzel

Tek düze dikim, yada sadece bir kaç meyve sebzeye dayalı dikim yapmayın. Yörenizde yetişen tüm sebze ve meyveler bahçenizin bir köşesinde bulunsun. Birbirine yakın ve hatta aynı çukura iki meyve ağacı bile dikebilirsiniz. Burada yapmaya çalıştığımız şey biyo-çeşitliliğin sağlanması ve yiyecek üreten sistemin tehlikeye girmesini engellemek. Bir sene elma verir, diğer sene armut, bazen kiraz çok olur bazen incir. Tabii bu çeşitlilik sizin yediklerinize de yansıyacak. Sağlıklı bir yaşam için gıda çeşitliliğinin önemli olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Tabii ürettiğiniz gıdanın da besin yüklü olması gerekir. Bu konuya geleceğiz.

Bahçede çeşitliliğin arttırırken gene bütüncül olarak düşünüyoruz. Bitkilerin yanında hayvan ve böceklerin de çeşitliliğini arttırmamız gerekiyor. Bu yüzden her ağaçta en az iki kuş yuvası, her 500 m2 arazi başına bir arı kovanı, 200 metre aralıklarla böcek otelleri, sistemin kaldırabileceği kadar tavşan, tavuk, beç tavuğu, keçi, koyun veya inek bulunması bu çeşitliliği sağlayacaktır.

Arı için verdiğim ölçek sadece bir kısıtlama mekanizmasıdır. Bir arazide 200 tane kovan bulundurmak, kapalı kafeslerde 1000 tane tavuk bulundurmak ile aynı şeydir. Bu yüzden sisteme gereksiz yüklemeyi önlemek amaçlı her 500m2 için bir kovan dedim.

Ayrıca bitkisel tedavi için kullanılan bitkiler de sisteme eklenmelidir. Örneğin bitkisel çayınızı kendiniz yapabilmelisiniz.

Çeşitliliğin getirdiği yararlara bir bakalım:

Daha az zararlı böcek olur. Böcekler birbirlerini kontrol eder.
Hastalıkların yayılma hızı düşer. Hepsi elma ağacı olan bir bahçede elma ile ilgili hastalıklar çok hızlı yayılır. Ama elma, armut, nashi, nitrojen ağacı ve tekrar elma gibi dizilimlerde hastalıkların yayılma hızı düşer.
Her zaman yiyecek bir şeyler olur.
Sistemin sağlığı ve bağışıklık sistemi güçlü olduğu için daha uzun yaşar.
Eğer bir doğal felaket olursa, kendini tamir etmesi daha hızlı olur.
Bizim sağlığımızı olumlu yönde etkiler.
Kardeş bitkiler birbirlerini desteklerler.

Bahçemizde uyguladığımız biyo-çeşitlilik kadar sistem çeşitliliği de gereklidir. Çünkü tek bir sistemin çökmesi yada üretiminin çeşitli sebeplerle azalması ile gıda güvenliğimiz tehlikeye girer. Oysa farklı sistemlerle üretim yaptığımızda, tek bir sistemin çökmesi veya sabote edilmesi bizi pek etkilemez, diğer sistemler halen daha gıda üretmeye devam eder. Bu sistem çeşitliliği hem farklı mineral ve vitaminleri sunar, hem de gıda güvenliğini arttırır. Tabii her sistemin artığı da diğer sistemlerde girdi olarak kullanılıyor. Sistemlerin kayıplarını pek çok şekilde amorti edebiliriz.

Ben bahçemde örneğin sadece ırımtüzen üzerine dayalı bir üretim yapmıyorum. Eğer ırımtüzen üretimi tehlikeye girerse tüm gıda kaynağım yok olur. Entegre ve birbirine bağlı şekilde üretim de ise hiç bir zaman tehlikeye girmez. Bu yüzden tek yöntem kullanarak üretim yapmayın. Aşağıda anlatacağım her sistemi, ufak da olsa oluşturup kullanın. Ancak farklı sistemlerin birliği ile doğru besleyici öğelere ve gıda güvenliğine sahip olabiliriz. Kısaca bu sistemleri sıralarsak:

Irımtüzen veya gölet: Sulu tarım ile toprağa bağımlı kalmadan sebze, meyve ve su ürünleri yetiştirebilirsiniz.
Sebze bahçeleri: Topraklı tarım ile meyve ağaçları, sebze ve her türlü şeyi yetiştirebilirsiniz.
Gıda ormanı: Gıda ormanı meyve ağaçlarından ve yemişlerden oluşan bir ormandır. İyi bir planlama ile sürekli yiyecek verir.
Hayvanlar: Hayvanlardan süt, yumurta, yün, et gibi ihtiyaçlarımız karşılanır.
Böcekler: Bazı böcekler yenebilse de bizim esas yararlanma noktamız polenleme ve zararlı kontrolüdür.
Hidroponik: Sadece su ile bitki yetiştirmedir. Genelde sulanması gereken yonca gibi hayvan yemlerinin yetiştirilmesi için idealdir.
Sera: Sera hem mevsimi uzatır hemde dış etkenlerden koruma sağlar.
Ev içi saksılar: Evin içinde sıcaklığı kontrollü bir ortam da sebze yetiştirilebilir.
Yabani bölgeler: Arazinizde yabani bölgeler yaratarak buralarda oluşacak meyve ve hayvanlardan yararlanabilirsiniz.
Toplayıcılık, avcılık: Araziniz dışında yabani olarak büyüyen ağaçlardan toplanacak yiyecek veya yiyeceğiniz kadar avlanarak da ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz.

Tüm bu sistemleri ufak boyutta da olsa kurabilecek yeriniz varsa vakit kaybetmeden yapın derim. En ufak bir toprak parçası veya boş alan dahi değerlendirilmeli, tüm mikro ve makrobiyolojik hayat desteklenerek doğanın dengesi geri kazandırılmalıdır. İnsanlar Dünya üzerinde yaşarken Doğa Ananın kendini yenileyebilmesi ancak bu sistemleri kurup işletmek ile olur. Arazinizi hayal ederek uygulama aşamalarını düşünün. Ölçekli veya ölçeksiz kağıtlara planlar yapın. Planları tarih atarak markalayın ve dosyalayın. Zaman içerisinde nasıl planların geliştiğini görebilirsiniz.

Aşağıda anlatılan sistemlerin hepsi sizin için çalışmayabilir. Eğer çok zaman ve para harcayacağını düşünüyorsanız veya kurduktan sonra çalışmıyorsa, o sistemden vazgeçip başka bir sistem kurmaktan çekinmeyin. Her ne kadar iklim ve yerel faktörleri göz önüne alarak anlattıysam da benim farkında olmadığım bir faktörden dolayı sistemin çalışmaması söz konusu olabilir. Bu tür deneyimleri benimle de paylaşırsanız sevinirim.

Hiç bir bitki, hayvan, böcek tek başına hareket etmez. Bağlı olduğu bir grubu ve gurubun içerisinde gözle görülen ve görülmeyen pek çok varlık ile beraber yaşar. Bu varlıklar kimi zaman simbiyotik ilişki içerisinde yararlı kimi zaman da hastalık biçiminde zararlı olarak ortaya çıkar. Ama bu hastalıkların bile çıkmasının bir sebebi vardır, örneğin gen havuzunu zayıf genlerden kurtarmak gibi.

Birbirine yardımcı olan kardeş bitkiler olduğu gibi kavgalı olanları da var. Sırf çeşitlilik yaratacağım diye bulduğunuz her bitkiyi bahçeye getirip ekerseniz sorunlar çıkabilir. Dikkatli olmakta fayda var.

Tek tip ürün ile tarım yapanları görmüşsünüzdür (görmez olaydık). Koca mısır tarlasına bir zararlı dadansa tüm ürün yok olabilir.

Çeşitlilik iki anlamda ele alınmalıdır.

1- Farklı sebze, sistem, hayvan barındırmak

Örneğin bahçenizde bir sıra soğan, bir sıra marul, bir sıra turp vesaire.

Tavuk ve tavşanları aynı yerde tutmak.

Keçi ve atları aynı barınakda tutmak.

Hem toprakda, hem viking yataklarında hem de ırımtüzen de sebze meyve yetiştirmek.

2- Aynı sebzenin farklı türlerini beraber ekmek.

Örneğin bir kaç çeşit soğanı sıra halinde ekmek.

Bir kaç farklı tür tavuk bulundurmak.

Et keçileri yanında süt keçileri tutmak.

Bunların bütüncül sisteme neler kattığını, örneğin keçilerin atların psikolojisine nasıl etki ettiğini, bir Boz Anadolu ineğinin süte neler kattığını yani ürettiğiniz ürünlere nasıl yansıdığını gözlemleyerek görebilirsiniz. Bunlar eminim ki yapıcı etkiler olacaktır.

11- Kıyılarda toplanan enerjiyi destekle ve kullan

Akıllı köprü arayıncaya dek, deli suyu geçer

Permakültürde kıyı dediğimiz olgu, iki farklı sistemin birleşim yeridir. Sınır açık gözle görülebilir. Sınırın iki tarafındaki biyoloji oldukça farklıdır. Örneğin:

Ormanın bitip otlağın başladığı yer.
Bir nehrin kıyıları.
Dağın yamacındaki yayla.
Belli tip ağaçların oluşturduğu kümelerin kesiştiği yerler.
Bir nehrin göle birleştiği kısım.

Sizin tasarımınız bu “kıyı” kesimlerindeki enerji alışverişini kullanmak. Buralarda açığa çıkan enerji, örneğin alüvyonlu toprak, mineralli toprak, daha çok güneş alan kısım, rüzgarın kesildiği nokta, sıcaklığın veya nemin değiştiği nokta olarak ortaya çıkar. İki sistem arasındaki belli bir mekanik değişiklik ortaya bir enerji çıkartır.

Kıyılarda sürekli bir değişim yaşanır. Bu değişime ayak uydurabilen nesneler hayatta kalırlar. Permakültür tasarımınızın da sürdürülebilirliği değişimlere ne kadar ayak uydurabildiğine bağlıdır. Tasarımınız eğer kıyılardaki enerji değişimini hesaba katarak planlandıysa ayakta kalabilir.

Savaş sanatlarında da en enteresan olaylar kıyılarda yani gücün kıyılarında olur. Aikido’da kılıç sadece ucundan, gücünün en kıyısından, en kuvvetli olduğu yerden keser. Bir tekniği uygulamak için rakibin güç küresinin kenarlarında dolaşılır ve uygun giriş yeri, açı veya dayanak noktası aranır. Bu nokta rakibin gücünün neredeyse sıfıra geldiği noktadır ve efor sarfetmeden bertaraf edilmesini kolaylaştırır.

Kıyı denince aklınıza sadece iki farklı ekolojinin birleştiği yerler gelmesin. Bir teras, boş bir çatı, balkon, cam kenarları, bir merdivenin kenarları, bir üst geçitin korkuluklarının yanı gibi boş, değerlendirmeye açık, güneş gören yerleri de “kıyı” tanımının içinde yer alır. Buraları sanatsal ve yapıcı biçimde değerlendirmek de size kalıyor.

Kıyıları bulmak için biraz alıştırmadan sonra kazanacağınız gözlem yetinizi kullanacaksınız. Biraz deli olmak gerekiyor biraz uçuk kaçık ki kenarda köşede kalmış bu kıyıları farkedelim ve kullanmak için girişimde bulunalım. Akıllı köprü arar ama deli suyun sığ yerinden yürüyüp dereyi geçebilir. Tabii eğer gözlem yeteneğiniz kıyıları bulmanıza yetiyorsa.

12- Değişime ayak uydur, zamana yayıl ve değiş

Ne oldum değil, ne olucam de

Mevsimler döner, kuşlar göçer, ağaçlar kış uykusuna yatar. Zamanı gelen değişerek yoluna devam eder. Örneğin azot bağlayıcı öncü bitkilerin yetiştikten sonra ölmeleri ve yerine meyve ağaçlarının gelmesi gibi bir geçiş zamanı da değişimi anlatır. İşi biten azot bağlayıcı bitkiler görevlerini tamamladığında, toprak azota doydunğunda ölürler ve tohumları ortalığa yayılır. Yerlerine çeşitli meyve ağaçları gelir. Bir doğal felaketten sonra toprakta ki azot bağlayıcı tohumların tekrardan yeşermesi de sistemin sigortası olarak tekrar yenilenmesinin garantisidir.

Sonbaharda hazırlık yapıp kışın ne yetiştireceğinizi planlarsınız. Keza kış sonuna doğru da baharda neler yetiştireceğinizi planlayıp toprağınızı hazırlarsınız. Mevsimsel değişikliklere ayak uydurdunuz demektir. Elmalar çiçek vermeden 4 hafta önce ilk tesbih ağacı yağını atmanız lazım. Bunun için elmanın değişim sürecini not etmiş ve 4 hafta öncesini biliyor olmanız gerekiyor.

Değişim bir problem değildir. Değişim sistemlerin devamlılığı için elzem bir olaydır. Değişim doğanın, müşterinin, finansın, yan komşunun, sosyal hayatın, medyanın, hükümetin, yasaların dürtmesi ile olur. Değişime nasıl cevap verdiğiniz sizin geleceğinizi belirleyecek yegane unsurdur.
Her sistem kurulduktan sonra oluşturacağı getiri azdan başlayarak tepe yapar ve zamanla da düşer. Sistemi tekrar tetikleyecek bir düzenek yoksa işi bittiğinde duracaktır. Buna çan eğrisi diyelim.

Getirinin zamana yayılması, ara ara tetiklenmesi, stabil bir getiri ve sistem sağlığı için çok gereklidir. Sistemin kurulduğu yer kadar, zaman içerisinde ki işlevselliği de önemlidir. Bu sistem çan eğrisi gibi değil stabil olarak düz bir çizgi çizer. Zamanı gelince bu sistemde bitecektir ama daha uzun süre yaşamına devam eder.

Her iki modelinde kullanılacağı yerler olabilir ama stabil sistemlerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır. Tabii stabil bir sistemin devamlılığı onu destekleyen öğelerin miktarına ve kalitesine bakar.

Örneğin sadece bahar ve yazın yiyecek üreten bir sebze bahçesi çan eğrisine göre çalışır. Kışın boş duran bu bahçenin değerlendirilmesi ve stabil hale getirilmesi daha iyi olacaktır.

Bir gıda ormanından sadece yaz ortasında ürün alacak biçimde tasarlanması bir kayıptır. Kışın da yiyecek üretecek biçimde yada kendini yenileyecek biçimde tasarlanmalıdır ve diğer küçük sistemlerle desteklenmelidir.

Örneğin kışların kar yağmadığı bir yerdeyseniz, pekan cevizi fidelerini şimdi ekmeniz ve önümüzdeki 15 yıl boyunca fideler olgunlaşana kadar küresel ısınma ile mevsimlerin değişeceğini hesap edip ürün almanız mümkün. Pekan cevizi fidesi 15 yılda meyve verecek seviyeye geliyor ve neredeyse tropik bir iklime ihtiyacı var. Bulunduğunuz yerde geçmiş yılların meteroloji verilerine bakarak mevsimlerin nasıl değişiklik gösterdiğini saptamak mümkün. Ve bu veri ile 15 yıl sonra nasıl bir mevsim olacağını öngörmek de mümkün. Siz bu şekilde zamana yayılarak plan yaparsanız, yüzyıllar boyu sürecek bir sisteme sahip olursunuz. Tabii bu bilgileri çocuklarınıza da öğretmeniz gerekiyor.

Uzun vadeli plan yapın. Mümkün olduğu kadar uzun olsun. Yaptığınız bazı işlerin meyvelerini belki siz göremezsiniz ama sizin mirasınızla gelecek nesillerin besleneceğini bilmek çok güzel bir duygudur.

Posted in Permakültür, Türkçe.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.