Orman Gübre Gerektirmiyor, Tarla İse…

Ormanlara bakıyoruz; yüzyıllardan beri herhangi bir gübre girdisi olmadan hayatını sürdürüyor. Ormanın bir kısmını açıp tarla yapsanız, ikinci senede gübrelemeniz gerekiyor. Orman hayatını sürdürürken neden tarlayı ikinci senesinde gübreliyoruz?

Fotoğraf Yılmaz Karaca

Bir ormanda elma armut ağacı yok. Yani meyve verecek ağaçlar olmadığı için besin ihtiyaçları da az. Tabandaki materyalin çürümesi, mantarlar, yaban hayatın ürettiği az miktardaki gübre yetiyor. Ama ormanı açıp buğday yetiştirmeye kalktığınızda ikinci sezonda gübre gerekir.

Eğer hayatımızı sürdürmek istiyorsak bir yerlerde tekdüze tarım yapılması kaçınılmaz. Normal tekdüze tarımın toprakları çoraklaştırdığı da ortada. Yabani otları öldürmek, mikro sistemleri yok etmek, doğanın gidişatına el atmamız ve dengeyi bozmamız kaçınılmaz. Zaten 7 küsür milyar insanı başka nasıl besleyeceksiniz; herkes permakültür yapmıyor.

Monokültür tarım kötü ama besliyor, duble yol gibi

 

Monokültürün kime yararı var?

Doğa obeziteyi desteklemiyor. Doğada obez hayvan yok. Herkes ihtiyacı kadar yiyor veya avlanıyor. Ama insanlara bakıyoruz, obezlik ve akabinde sağlık problemleri tonla. İhtiyacımız olan kaloriden çok daha fazlasını tüketiyoruz. Doğada hastane ve psikolog da yok. Ama bizim için vazgeçilmez şeyler bunlar. Yani domuz gibi yiyoruz sonra vay kolestrolüm çıktı, vay damarım tıkandı, vay bunalıma girdim…

(c) Erdil Yaşaroğlu

Permakültürün ise bu negatif etkilerin hepsine verecek cevapları, dürüst prensipleri ve uygulama metotları var. Tekrardan avcı-toplayıcı yaşama geri dönemeyeceğimize göre yeni nesil çiftçilerin oluşması için permakültür ve prensiplerinin benimsenmesi, uygulanması kısacası eğitim şart.

Ve tabii permakültürü kendi kendimize değil, ticari ölçekte yapmamız gerekiyor ki etik olarak ürettiğimiz ürünleri değerini bilen tüketicilere ulaştırabilelim ve yaptığımız permakültürün doğa üzerindeki etkisi de büyük olsun. Her ne kadar besin döngüsü açısından dışarıya ürün satarak kaybımız olsa da doğru bir planlama ile bunları geri kazanmakta mümkün.

Mesela akarsu kenarları zaman zaman su altında kalır, böylece akarsu tabanında biriken besinli tortu yer değiştirerek akarsu kenarlarındaki bitki ve ağaçları besler. Bu doğal bir döngü. Diyelim ki bu doğal döngüden yararlanmak istiyorsunuz ve tarlanızı akarsuyun yanına kuruverdiniz. Bu sefer de Azota Hassas bölgede tarım yapıyor olursunuz ki bu daha kötü bir durum. Fosfat ve azotun akarsuya karışmaması için akarsu kenarında 60-100 metrelik bir tampon bölgede yerel ot ve çalıların yetiştirilmesi bilinen bir teknik. Bu teknikle akarsuya inecek fosfat ve azot yükünü de azaltmış oluruz. Flora çoğaldığı için de besin sızıntısı ve erozyon azalacağından tam bir koruma sağlayacaktır. Toprağınızı permakültür prensipleri ile gübreliyorsanız tampon bölge 25 metre olsa da yeter. Azot (N), fosfor (P), potasyum (K) üçlemesi burada anlamını yitiriyor.

Biz Dünyayı Ajda’dan aldık ve tekrar ona bırakacağız!

Toprak Muhasebesi

Bir permakültürcü olarak ticari ölçekte ürün yetiştirmeye başladığınızda toprağın muhasebesini de yapmamız gerekir. Çıkan besinler ve giren besinler olarak. Toprak mikrobiyolojisi, su oranı, sulama sıklığı, malç durumu, kilo hesabı sistemden ayrılan meyve sebze önemlidir. Bunları zaten bildiğimiz için tedbir almada ve sistemi prensiplere göre kurmada gecikmeyiz.

Topraktan çıkan ürün miktarı kadar kompost, gübre, su ve mineraller toprağa eklenmelidir ki bir sonraki sezon tekrar ekip ürün alabilelim. Yani bu durumda kompost, gübre ve su işleri çiftçiliğin en önemli unsurlarından olmalı ve bu işler için yer, zaman, kaynak ayrılmalı, değil mi? Peki etrafınızda ki hangi çiftçi bunları yapıyor? Eğer yapmıyorlarsa kaybolan mineral ve besinleri nasıl yerine koyuyorlar? Sadece kompost yaparak tüm bu problemleri çözmekte olası. Sırf kompost olayını doğru düzgün anlayıp uygulasak aslında pek çok problemi çözmüş olacağız.

Biyo yoğun tarım tekniğinde kompost için gereken materyal de bahçemizde yetiştiriliyor. Tamam güzel bir olay ama bu seferde oradaki toprak tükenmiyor mu? Yani sistemden dışarı çıkan besinleri sistem içinde telafi etmeye çalışıyoruz. Oldu mu? Olmadı.

Diyelim ki hayvanları başka yerlerde otlatıp gübresini topluyorsunuz. E o zaman da başka otlakları tüketiyorsunuz, değil mi? Hiç etik olmadı bu.

İnsan dışkısı kompost edelim desek; hadi biz doğru yaptığımızı varsaysak bile bizden görüp yapmaya kalkışanlar eksik veya yanlış yapacağı için tehlikeleri büyük. Zaten şu anki ortamda humanure ile büyütülmüş sebze meyveyi sokaktaki insana satamazsınız.

Humanure yapsak bile kaybedilen besinin sistem dışından gelmesi gerekir. Restoran çöpleri, sebze halinin artıkları, hatta mezbahaların artıkları ne güne duruyor? Şehirlerde üretilen muazzam oranda organik atık var. Derelerde bol miktarda sazan mevcut. Bunları değerlendirecek bir çalışma yaptığınızda otomatikman karbon ayak iziniz küçülür. Çöp olarak yığılmayacak ve geri dönüşebilir her organik materyal toprağa geri kazandırılsaydı çok daha iyi olmaz mıydı?

Fotoğraf Nancy’den

Doğa ile kardeş, permakültür prensipleri ile ticari üretime geçmeden evvel kompost işinin kavranması, başarılması, miktarlarının ölçülmesi kısacası kompost sisteminin oturtulması gerekir. Sırf kompost yaparak geçinebilirsiniz bile.

Evet sevgili okuyucu, bir kez daha aklımdan geçenlere filtresiz maruz kaldınız. Konu hakkında yorumlarınızı esirgemeyin.

Posted in Permakültür, Türkçe, Uncategorized and tagged , .

Leave a Reply

2 Comments

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *